18 Aralik 2018 Salı

2018 Yılının Son Meclis Toplantısı Yapıldı Tahtalı Hamam Müzesi, Mahalleye Değer Kattı “Büyüklerimiz Toplumsal Hayatımızın En Kıymetli Hazineleridir” Avşar :13 İlçe Adayımızı Belirledik Bu Proje Duyanları Heyecanlandırıyor Ak Parti'de Heyecanlı Günler Battalgazi’de Kaliteli ve Kesintisiz Enerji Arzı İçin Yatırım Demir Bariyerleri Sökmeye çalışan şahıs yakalandı Aranan 33 Kişi yakalandı Özal Üniversitesi, kayısı konusunda tematik alan çalışması yapacak

Prof. Dr. MUSTAFA TALAS
Sosyolog - Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi

 

Özgecanlar, Eylüller, Leylalar; Daha Kimbilir Kimler?

3.7.2018  

Özgecanlar, Eylüller, Leylalar; Daha kimbilir kimler? Her geçen gün sürüklendiğimiz bir bataklığın daha derin diplerine mahkumiyetimiz söz konusu oluyor. Ahlâk erozyonu yerini bataklığa dönüşmüş foseptik atmosferine bırakıyor. Acaba bu gidişin bir duruşu olacak mı? Daha ne kadar savrulacağız bu çukura? Bilmiyoruz. Geri dönüşümüzün olacağını da hiç öngöremiyoruz? Yok mudur bu gidişi durdurabilecek biri ya da birileri?

Her olayda çıkıp esip gürlüyoruz: “Bunu yapanların yanına bırakılmayacak”. “Yakalansın görecek o cani” diye beylik sözler sarf ediyoruz. Yıkıp geçen facebook, tweeter paylaşımları oluyor. Sonra bir kaç günde unutuluyor. Hatta o caniler yakalanıyor ve bir de bir güzel besi damı gibi olan cezaevlerinde büyütülüyor, yaşatılıyor. Bir bahane ile hapiten çıkarılıyor. Aynı kişi tekrar aynı suçları rahatlıkla işliyebiliyor. Hatta daha büyük suçları işleyecek kapasiteye ulaşıyor.

Daha Eylül’ün bulunmasının üstünden bir kaç gün geçmeden unutan biz değil miyiz? Tekrar Leyla ile aynı beylik lafları düzen de biziz.

Sokaklarımız çıkılmaz, mahallelerimiz girilmez hale gelecek gibi duruyor. İnsanlar yanı başındaki komşusuna, akrabasına, arkadaşlarına ve hatta ailesine güvenmez hale gelmiş. Yakında çocuğunu okula dahi göndermek istemeyen insanların sayısında artışlar kaydedilecek.

Esip gürlediğimiz, bağırıp çağırdığımız durumlarda sonuç ne oluyor? Değişen hep daha kötüye gidiş şeklindeyse, ortada bir gerçek ve araştırılması gereken çok fazla boyut vardır. Gerçek olan şu ki suçu işleyen failin filinin ağırlığından daha hafif müeyyidelerle donatılmış bir hukuk düzenimiz mevcut. “Yaşam biçimimize göre değil de, hedefimiz niteliğindeki ideal devlet tasarımlarına göre olan bir hukuk düzenimiz mevcut.”

Oysa bu yasalar  “sonunu düşünen kahraman olamaz”, “atın ölümü arpadan olsun” diyen doğal uyuşturucu müptelası suç makinalarını dizginleyemez.

Yönetilenlerinin bilinçli ve ideal devlet tasarımlarına göre toplumsallaştırılmış bireylerden oluştuğu bilinçli insanların toplumunun yasaları, daha okuduğunu anlamaktan aciz insanlardan kurulu bir topluma uyarlanmaz, uyarlanamaz. İnsanlarının kahır ekseriyetinin sadece kendini düşünmeye başladığı bir toplumda kollektif sorumluluk bilincine sahip insanlar için çıkarılmış yasaların uygulanabilirliği olmaz, olamaz. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantalitesinin zihinlerde egemen olduğu bir toplumsal yapının bireylerine, biz duygusuyla hareket eden, ya hep ya hiç mantığıyla dünyaya bakan insanlar için çıkarılmış yasalar uygulanamaz.

Her canlıyı dokunulabilir gören insanlardan oluşan bir toplumun mensupları için, ağacını kesmemek için yolu dolaştıran, hayvanını mağdur etmemek için suları dolaştıran, tabiatını mahvetmemek için yollarını değiştiren insanlara uygulanan kanunlar, delinmesi gereken boş kurallardır.

Üretimini yok eden ve üretmeden tüketmeye alıştırılan bir toplumun üyeleri, sekseninci yaşına kadar namerde muhtaç olmadan yaşayan ve ondan sonra da kendi kazandıklarıyla dünyayı dolaşan insanlar için çıkarılmış prensipleri algılayamaz.

Şairlerin dediği gibi toprak ya da coğrafya insanla vatan olmaktadır. Ya da uğruna ölenlerin olmasıyla vatan oluyor. Oysa, bugün gelinen noktada uğruna ölmeyi göze alanların çocukları yok yere öldürülüyor. İnsanların yaşadığı yerde mutlu olup oraya bağlı kalması adeta engelleniyor. Şehit olanlar, gazi olanlar ne için fedakârlık yapacaklar? Kendisine insanın asla emanet edilemeyeceği, hayvanların bile güvenmediği insan yaşasın da daha çok tecavüz etsin, katliam yapsın diye mi?

Sokaklarımızda var olan sokak köpeklerinin kendine yiyecek veren insanlardan bile korkması çok önemli bir işaret değil midir? İçinde et olan bir ekmeği kendisine verdiğimiz köpeğin, biz uzaklaşmadan ekmeğe ilişmemesi onun ortamında çok incitildiğinin açık göstergeleridir. Yapılan hayvan barınaklarında bulunan hayvanların aç bırakılarak biribirini yemeye mahkum edilmeleri daha tazeliğini korumaktadır. Üstesinden gelemeyeceksen göstermelik hayvan barınağını neden yaparsın ey başkan?

Acaba savunmasız bütün canlıların kendini emniyette hissetmemelerinin sebebi ne olabilir? Çok fazla istemdışı dokunulmasının açık işaretleri olamaz mı?

Herkes neden birbirinden çekinir, korkar ve acaba diye soru işaretleriyle birbirine bakar olmuştur? Acaba çok fazla hiç beklemediği insanlardan zarar görmüş olmaktan kaynaklanıyor olabilir mi?

Bu sorular ve bunların ifade ettiği sorunların sayısı arttırılabilir. Daha ne kadar fazlasını söylersek söyleyelim, hepsinin cevabı da, çözüm noktası da aynı yerde toplanmaktadır. İnsan yetiştirme sistemimizde problem var. İnsanı sevgiden mahrum büyütüyoruz ve sevgisiz, sevilmemiş insanlardan ibaret bir toplumun mimarları oluveriyoruz.

Hiçkimse boş yere yalan konuşmasın. İnsanlarımız birbirine çok kötü ve rekabetçi bakıyor. Her normal şeyi başkası için çok gören ama kendisi için hak gören insanlar birbirine nefret tohumu ekiyor.

Her şey bana göre, benim için ve benim tarafımdan tayin edilecektir mantalitesiyle meselelere yaklaşım sergileyen bireyin karşısındakine değerli gözüyle bakmasını bekleyemeyiz. İster yöneten olsun, ister yönetilen olsun. İster amir olsun ister memur olsun, ister baba ister oğul olsun, ister ana ister kız olsun. Sonuç hep aynı olur.

İnsanların toplumda üstlendikletri bütün roller zihniyet dünyasının etkisinde olur. Hayata bakış açısı zihinsel dünyasının yanısması olur. Bir olaya, duruma veye herhangi bir meseleye nasıl bakarsak öyle görürüz. Sevgi dolu bakarsak sevgi dolu görürüz. Nefretle bakarsak nefret yüklü görürüz.

Sevgi dolu bakışlara sahip çocuklarımızı nefret yüklü büyükler ve felaket yüklü bir birey yaptıran yetiştirme anlayışımızın köklü devrime ihtiyacı var. Beğenmediğimiz Avruplılar ve Ruslar bile çocuklarıyla ilişkilerinde hem sevgi dolu, hem öğretici ve hem de yerini asla yadırgamayacak biçimde ilişki kurabiliriyor. Birlikte tatil yapılan ortak ortamlarda çocuğuna bağıran, onu döven, başkasına zarar vermesine müdahale etmeyen genellikle bizden olan ebeveynler oluyor. Bu durumlar da bizim daha çok yol katetmemiz gerektiğini gösteriyor.

İnsani olan her farklılığa tahammül etmeyen bireyler yetiştirmemizin maliyeti hep böyle ağır oluyor. Tahammül rejimi olan demokrasiyi içselleştirmekte zorlanmamız da daha çocukken gördüğümüz yetiştirme tarzından kaynaklı oluyor.

O halde kanunlar, tüzükler ve yönetmelikler çağdaşlaşsın. Bu güzel de önce biz davranışlarımıza bunu yansıtalım ki, kanunların uygulanması da daha kolay olsun. Kırmızı ışık ihlali yapmaktan zevk alan bireyler olmaktan vazgeçelim ki hayatının baharında kaybedeceğimiz yeni nesillerimiz olmasın.

Sözlerden çok eyleme bakılır. Bizim de eylemlerimiz çağdaşlığı sözlerimizden daha güçlü yansıtırsa, başarılı bir toplum olacağız.

Sadece canlılara saygı duyup onların dokunulmazlıklarını elinden almayan insanlara saygılar.

 Toplam 1552 defa okunmuştur  Yazdır Yazar Girişi Paylaş:
Yorumunuz
Adınız Soyadınız:
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. IP adresiniz güvenliğiniz için kayıt edilmektedir.

Yorumunuz
Toplam (3) adet yorum yapılmıştır
M.Gündüz 6.7.2018 23:51:09
Çok teşekkürler kaleminize sağlık. 16 yıl önce 6 ve 8 yaşında olan çocuklarşimdi 22 , 28 yaşındalar.nasıl bir ahlak nasıl bir terbiye edinmişler.önemli olan eğitim ve kültürr......
Mustafa TALAS 6.7.2018 13:51:44
Allah razı olsun. Allah eksikliğinizi vermesin Murat Aybar Kardeşim
Murat Aybar 3.7.2018 13:35:12
Elinize kaleminize sağlık sayın hocam
Yazarlarımız


TOPLUMSAL YAPIMIZ BOZULUYOR

REMZİ HAYTA
  REMZİ HAYTA
  Prof. Dr. MUSTAFA TALAS
  NURETTİN KONAKLI
  CUMALİ DUMAN
  AYŞEGÜL ÇOŞKUN
  ENVER KALAYCIOĞLU
  Arş. Gör. MURAT BUĞRA TAHTALI
  NAZAN ÖĞÜT TEKİN

Anket

Aktif Anket Bulunamadı
Gazeteler
Hiç Röportaj Yok

Röportajlar
Benler cilt kanserinin habercisi demek

Çok Okunanlar
Malatya Büyükşehir Belediye Meclisi, Aralık ayı toplantısı 18 Aralık Salı günü yapılan II. Birleşi
2018 Yılının Son Meclis Toplan
Tahtalı Hamam Müzesi, Mahalley
“Büyüklerimiz Toplumsal Hayat
Avşar :13 İlçe Adayımızı Belir
Bu Proje Duyanları Heyecanland
Ak Parti'de Heyecanlı Günler
Battalgazi’de Kaliteli ve Kesi
Demir Bariyerleri Sökmeye çalı
Aranan 33 Kişi yakalandı
Özal Üniversitesi, kayısı konu
Flaş Haber - Tüm Hakları Saklıdır © 2008-2011
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.